Mareşal Fevzi Çakmak’ın Hayatı,Eğitimi ve Katıldığı Savaşlar.

tarafından
951
Mareşal Fevzi Çakmak’ın Hayatı,Eğitimi ve Katıldığı Savaşlar.
Makaleyi nasıl buldunuz ?

Mareşal Fevzi Çakmak hakkında yazdığımız makaleyi nasıl buldunuz ?

  • Ortalama Puan
    3.0
fevzi 25C325A7akmak 419x4451 - Mareşal Fevzi Çakmak'ın Hayatı,Eğitimi ve Katıldığı Savaşlar.

Mareşal Fevzi Çakmak

Bu makale Onur Tatar tarafından yazılmıştır. Kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.

Özet

Mareşal Fevzi Çakmak, Türk asker ve devlet adamıdır. Türkiye’nin ikinci ve son mareşalidir. Mustafa Kemal Atatürk ile beraber mareşal ünvanına sahiptir. Askeri başarıları ve dindarlığıyla halkın gönlünde yer tutmuş bir kişiydi. Milli mücadeleyi başlattığı günlerden itibaren Mustafa Kemal Atatürk’e yardımcı olmuştur. Fevzi Çakmak, Kurtuluş Savaşında Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği, Milli Müdaafa Vekilliği ve İcra Vekilleri Heyeti Başkanlığı görevlerini üstlenerek Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı olmuştur. İlk Milli Savunma Bakanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhuriyet dönemindeki ilk genelkurmay başkanıdır. Atatürk’ün vefatının ardından ortaya çıkan İkinci  Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi savaş dışında tutarak ülkeyi büyük tehlikeden korumuştur.Emekliye ayrıldıktan sonra gelenk milletvekilliği teklifini kabul edip politikaya girmiştir.Siyasi çalışmalarını sürdürürken hastalığa yakalanmış, 2. Ameliyatı sırasında rahatsızlanıp 10 Nisan 1950’de hayata veda etmiştir.

Mareşal Fevzi Çakmak’ın Hayatı,Eğitimi ve Katıldığı Savaşlar.

 Mustafa Fevzi Çakmak, 12 Ocak 1876’ da İstanbul’ da doğdu; 10 Nisan 1950’ de aynı şehirde öldü. Kapsamlı bir askeri eğitimin ardından kariyerinin ilk dönemlerinde, 1899 ile 1913 yılları arasında ağırlıklı olarak Balkanlar’ da hizmet verdi. Fevzi Çakmak kısa bir süre İttihat ve Terakki cemiyeti üyesi oldu. 1908 İkinci Meşrutiyet’in ilanını hazırlayan süreçte etkin rol almasına rağmen bu dönemin önde gelen şahsiyetlerinden değildi. Bundan dolayı İkinci Meşrutiyet dönemini ele alan eserlerde adına pek rastlamamaktayız. Balkan savaşlarında bulunan Fevzi Çakmak, Birinci Dünya Savaş’ ında ve Kurtuluş Savaş’ ında kumandanlık yapmıştır.  Erkan-ı Harbiye Reisliği ve Harbiye Nazırlığı görevlerinde Osmanlı ordusuna ve hükümetine en üst düzeylerde hizmet ettikten sonra, Nisan 1920’ de Ankara hükümetine katılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurulmasının her safhasında aktif olarak yer aldı.

Mareşal Fevzi Çakmak büyük bir asker, Türk ahlak ve karakterinin iyi bir yansıması, sevgi ve şefkatine güvenilen bir komutandı. Kararlarındaki isabet ve yanılmazlık onun görüş ve düşüncelerindeki mantık ve doğrululuğa dayanırdı. O en zor koşullarda bile hiçbir zaman karamsar olmamıştır. İyimserliğini davranış ve görünüşü ile çevresine de yansıtmıştır. Onun konuşmaları sade olmasına rağmen çok güçlü, pürüzsüz ve sürükleyiciydi. Çevresiyle ilişkilerinde içtenlik, dürüstlük olup insanlara kin tutmazdı. Genç Subayların yetişmesinde ve kişilik kazanmalarına önem vermiş, bu konuda çalışmalar yapmıştır. Genelkurmay Başkanlığı döneminde yurt savunması ile ilgili konularda büyük titizlik içinde çalışmıştır. Bu titiz çalışmanın sebebi onun Balkan ve Birinci Dünya Harplerinde önemli yurt topraklarının elden çıkmasına tanık olup İstiklal Harp’ inde yurdun dört bir yanından saldıran düşmana karşı savaşmasında arayabiliriz. Cumhuriyet idaresinin Genelkurmay Başkanı olarak Türk ordusunun modern silahlarla donatılıp, güçlenmesi için yirmi küsur yıl büyük bir inanç ve şuur ile çalışmıştır.

1.Fevzi Çakmak’ın Yaşamı

1.1Fevzi Çakmak’ın Hayatı

12 Ocak 1876’ da İstanbul’ da doğdu. Asıl adı Mustafa olan Fevzi Paşa, Müşir Fevzi ve Mareşal Çakmak olarak da bilinir. Babası Çakmakoğulları’ ndan Tophane kâtibi Miralay Ali Sırrı Bey, annesi Varnalı Müftü Hacı Bekir Efendi’nin kızı Hasene Hanım’dır.

İyi bir askeri eğitimin ardından ilk dönemlerinde (1899-1913) Balkanlarda hizmet verdi. Fevzi Çakmak kısa bir süre sonra İttihat ve Terakki Cemiyetine üye olmuştur. 1908’de meşrutiyetin ilanındaki süreçte aktif rol almıştır.

1.2. Fevzi Çakmak’ ın Eğitimi

Mustafa Fevzi ilk öğretimine Rumeli Kavağı Mahalle Mektebi’nde başlamıştır. Daha sonra Sarıyer’de ki Hayriye Okulu’na geçiş yapmıştır.Mustafa Fevzi ortaokulunu Selanik Rüştiyesi’nde okumuş, bu okuldan sonra İstanbul’a gelerek Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’ne gelmiştir. 1890’da ise Kuleli Askeri Lisesine gelmiş. Mustafa Fevzi 1890 yılında girdiği Kuleli Askeri İdadisi’nden 1893 yılında 2. Olarak mezun olmuştur. Aynı yıl girdiği Mekteb-i Fünun-u Harbiye-i Şahane’den 1895 yılında 7. Olarak mezun oldu.Girdiği tüm okulları başarılı bir şekilde bitirerek dereceler ile okulunu tamamlamıştır. Karakter ve kişiliğinin oluşmasının en büyük etkenlerinden biri devrin büyük alimlerinden sayılan Hacı Bekir Efendi, ona Arapça ve Farsça öğretip, dini bilgilerin yanı sıra fıkıh eğitimide vermiştir.

1.3.Fevzi Çakmak’ın Askeri Yaşami

Başarılı bir şekilde eğitim hayatını bitiren Mustafa Fevzi, 25 Aralık 1898’da Erkan-ı Harbiye-i Riyaseti’nin ( Genelkurmay Başkanlığı) İstanbul 3.şubesine Yüzbaşı olarak ilk görevine atandı. 3 ay süre ile bu görevine devam etmiş daha sonra 11 Nisan 1899’da Metroviçe kasabasında bulunan 18. Nizamiye Tümeni Kurmaylığına getirildi.

        Mustafa Fevzi Bey’in 3.şubeden Kosava’ya tahininin gerekçeleri arasında devletin işleyişinin eleştirilmesi ve çevreye uyum sağlayamamasının yanı sıra, genel durum hakkında yaptığı eleştirilerin etrafındakiler tarafından yadırganmasıda sayılmaktadır. Onun Rumeliye gönderilişi sürgün niteliği taşımaktadır. Fevzi Bey’ 3. Subedeki görevini “ rejime sadık ve tehlikesiz insanlara mahsus olan bir vazife” olarak nitelendirmiştir. Balkanların en karışık olduğu dönemde on dört yıl boyunca Rumeli’de kalmış, gösterdiği başarılardan ötürü arkadaşlarından önce görevde yükselmiştir.

          1902’ Binbaşı olan Fevzi Bey, Taşlıca Mutasarrıflığı ve Komutanlığı’na atanmış ve burada da başarılı çalışmalar yapmıştır.1906’ da Yarbaylığıa yükseltilmiş ve 17 temmuz 1907’ da Dördüncü Rütbeden Osmani Nişanı ile ödüllendirilmiştir.1907’de Albaylığıa yükseltilen Fevzi Bey, 29 Aralık 1908’de, Taşlıca Mutasarrıf ve Komutanlığı uhdesinde bırakılarak, 35’nci Nizamiye Tugayı Komutanlığı’na atanmıştır.Taşlıca’da etkili olan Albay Fevzi Bey, güvenlik ve aşayişi sağlamış, Arnavutlar ile iyi ilişkiler kurmuştur. Hatta o güne kadar askerlik yapmayı düşünmeyen Arnavutların gönüllü olarak askere gitmelerini sağlamıştır.İttihak ve Terraki Partisi yöneticileri hak etmeyen kişilerin askeri rütbelerinin yükseltildiği düşüncesi ile 7 Ağustos 1909’ da Tasfiye-i Rüteb kanunu çıkararak askerlerin rütbelerini düşürdü.Bu kanun çerçevesinde erkenterfi edildiği için Fevzi Bey’in  rütbesi   Binbaşılığa indirilmiştir;27 Temmuz 1910’da da Mürettep Kosava Kolordusu Kurmay Başkanlığı’na atanmıştır.

          Fevzi Bey, Balkan Savaşları sürecinde pek çok görevde bulunmuştur. Fevzi Bey, 15 Ocak 1911’de Genel Kurmay Dairesi 5.Şube Müdürlüğü’ne, 18 Nisan 1911’de Müterrep İşkodra Kolordusu Kurmay Başkanlığı’na, 2 Ekim 1911’de Garp Ordusu Kurmaybaşkanlığı’na, 11 Şubat 1912’de Rumeli Vilayetleri hakkında ıslahat kararlarını uygulaması için Dahliye Nazırı Hacı Adil’in başkanlığındaki heyete seçilmitir. 3 Temmuz 1912’ den itibaren Nizamiye Yakova Tümeni Komutanlığı’na, 6 Ağustos 1912’de Kosava Kuvay-i Umumiyesi Kurmaybaşkanlığına, 29 Eylül 1912 itibariyle de Vardar Ordusu Komutanlığı 1.Şube Müdürlügü görevlerinde bulundu.

          Balkan uluslarının hızla artan milliyetçilik fikirleriyle birlikte bağımsızlık istekleri büyük devletlerin etkileri ile Balkan Savaşlarını meydana getirdi. Osmanlı’nın zayıf yapısı da bu savaşı doğurmuştur diyebiliriz. 8 Ekim 1912’de Karadağ’ın Osmanlı Devletine savaş açması ile Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan’ın içinde bulunduğu Birinci Balkan Savaşı Başladı. Balkan savaşları sürerken Fevzi Bey, Balkanlarda yaşayan 40 bin Türk azınlığın İstanbul’a getirilmesine vesile olmuş ve çok sayıda insanın hakkını kurtarmıştır.

         Balkan savaşlarından sonra Türklerin bölgeden çıkmasıyla, 14 yıl aralıksız görev yaptığı Balkanlardan Anadoluya dönmek zorunda kalmıştır. Fevzi Bey, 2 Ağustos 1913 tarihinde Ankara’da bulunan Redif Tümeni Komutanlığı görevine tayin edilmiştir. Fevzi Bey, terfi ederek 15 Kasım 1913’de 2.Nizamiye Fırka Komutanlığı görevine atandı. Fevzi Bey rütbe alarak 24 Kasım 1913’de tekrar Albay olmuş, 22 Aralık 1913’de 5.Kolordu Komutanlığına atandı, 2 Mart 1914’de ise Mirvali( tuğgeneral) oldu.

2.Fevzi Çakmak’ın Katıldığı Harpler ve Muharebeler
2.1. 1912-1913 Balkan Harbi

 Balkan devleti yıllarca dış devletlerce kışkıltırmış bunun sonucunda Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelesine girişmiştir. Bu kışkırtmalar sonucunda, zaman zaman kanlı çatışmalar olmuş ve 1908 Meşrutiyeti’nden sonraki gelişmeler ile çıkan anlaşmazlıklar ve toprak davalarını bir yana bırakıp Osmanlı Ddevleti’ni parçalamak ve mirasını pay etmek üzerine bir birleşme meydana gelmiştir. 14 Ekim 1912’de verilmiş olan nota ile Sırp ve Bulgar birlikleri sınırlarımıza tecavüze başlamış, Türk orduları 16 ekim 1912’de harekete geçmiştir.

          Karadağ, Sırbistan ve Yunanistan büyüme amacıyla, Bulgaristan ise Balkanlarda yaşayan bütün milletlerin özünü Bulgarların teşkil ettiği inancıyla Osmanlı Devletine karşı birleşmiş ve Osmanlı’ya karşı dinsel siyasal birlik kurma çabası içine girmişlerdir. İşte Balkan Harbi’de bu düşünce sonucu meydana gelmiştir. Balkan Savaşı’nın başlamasında ve gelişmesinde Rusya’nın Panslavizm propagandaları ve Balkan uluslarını Osmanlı Devleti’ne karşı savaşa kışkırtması etkili olmuştur. Savaş başladığında Rumeli’yi savunmak için görevlendirilen Garp Ordusu, planlanan asker sayısının ancak yarısına ulaşabiliş, Anadolu’dan gelmesi beklenen 70 bin kişilik kuvvet ise gönderilememişti. Rumeli’de yalnız bırakılan Osmanlı Devleti bu dört devletle savaşırken Arnavutluk durumdan istifade ederek 28 Kasım 1912’de bağımsızlığını ilan etti. Bulgarların Edirne’yi alıp Çatalca’ya gelmeleri ve Yunanların Ege Adalarını işgal etmeleri Osmanlı’nın kötü durumunu, göstermekteydi.

          30 Mart 1913’de imzalanan Londra Barış Antlaşması ile Birinci Balkan Savaşı sona ermiş, Osmanlı Midye-Enez hattının doğusuna çekilmek zorunda kalmış ancak bu antlaşma Balkan devletini memnun etmemiştir. Bu durumun ilerde yeni bir Balkan Savaşı çıkartması çok olasıydı. Birinci Balkan Savaşı’ndan Bulgaristan’ın büyüyerek çıkması Balkanlar’da yeni sorunları peşinden getirdi. Bölgede tabiri caizse kartlar yeniden dağıtıldı. Bulgaristan’ın bu durumu diğer devletler tarafından hoş karşılanmamıştı.

          Bulgaristan kendisine karşı ittifak kuran Sırbistan ve Yunanistan’a 29 Haziran 1913’de saldırdı. Osmanlı ise Birinci Balkan Savaşın’da kaybettiği Edirneyi’yi Bulgarlar’dan geri aldı. İkinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasındaki savaş 29 Eylül 1913 tarihinde İstanbul Antlaşması ile sona ererek barış sağlandı.

          Fevzi Bey’in Harekat Şubesi  Müdürlüğü’nü ve Kurmay Başkan Vekilliği’ni yaptığı Vardar Ordusu da Batı Rumeli’yi boşaltan birliklerdendi ve çok kötü şartlarda bu tahliye harekatını gerçekleştirmiştir.Bu tahliye harekatında Fevzi Bey, 40 bin civarındaki Türk azınlığın, Adriyatik sahillerinden İstanbul’a kadar getirilmesine ön ayak olmuş ve pek çok kişinin hayatını kurtarmıştı.

Fevzi Çakmak bu olay için şöyle diyordu: Batı Rumeli’de 500 yıllık Türk egemenliğie veda ettik. Atalarımızın asırlarca kanlarıyla suladığı ve eski yeni bir çok şehitlerimizin gömüldüğü vatan parçasının bırakılması gönüllerimizde giderilmesi imkasız acılar ve hasretler yaratıyordu. Cehalet ve politika kurbanı olan Batı Rumeli hala pek elim buhranlar içinde çırpınıp duruyor.”

         Balkan savaşlarından sonra bölgeden Türklerin çıkması ile Fevzi Çakmak aralıksız görev yaptığı Balkanlar’dan Anadolu’ya geri dönmüştür.

2.2. 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı

          Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da dört merkezi devlete karşı, Avrupa ve diğer kıtalardan yirmibeş devletin giriştiği, o tarihe kadar görülmemiş büyük bir savaştı. Birinci Dünya Savaşın’da “İttifak Devletleri” diye adlandırılan devletler Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan ile “İtilaf Devletleri” diye anılan Fransa, Rusya, İingiltere, Sırbistan, Belçika, Lüksemburg, Karadağ, Japonya, İtalya, Portekiz, Romanya, A.B.D, Yunanista, Brezilya vb devletler arasında cerayan etmiştir.

          Savaşın çıkma sebeplerinden biri Fransız Devriminin ortaya koyduğu fikir ve akımların, dünya üzerinde düşünce ve sosyal müesseselerde değişikliğe sebep olmuştur. Bu yeni dünya anlayışı devletlerin olduğu kadar milletlerin de davranışına yeni istikametler vermiştir. Fransız Devriminin etkilerinin görülmesi için Birinci Dünya Savaşının beklenmesi gerekiliyordu. 1914 yılına gelinceye kadar bozulan siyasi ve ekonomik dengelerin bozulması, çıkan milliyetçilik ayaklanmaları, İingiltere ve Almanya’nın silahlanma yarışı Avrupa’yı patlamaya hazır bir bomba haline getirmiştir. 28 Haziran 1914’de karısı ile birlikte Saraybosna ziyareti sırasında Avusturya veliahdı FranzFerdidand bir Sırplı tarafından tertiplenen bir suikast sonucunda öldürülmesiyle başlayan olaylar, bir hafta neticesinde Avrupa’yı savaşa sürüklemiştir. Osmanlı Devleti bir emri vaki sonucunda savaşa katılmış, Çanakkale, Kafkasya,  Suriye, Irak, Galiçya ve Sina cephelerinde savaşarak varlık göstermiş, bazı cephelerde büyük başarılara imza atmıştır.

         

2.2.1. Çanakkale Cephesi

          14 yıl Balkanlarda görev yapan Fevzi Bey, Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale, Kafkasya ve Suriye-Filistin cephelerinde grup, kolordu ve ordu kumandanı olarak görev  yaptı. Çanakkale cephesi Fevzi Paşa’nın askeri açısından tecrübe kazanmasında önemli yer tutar.

          İngiliz ve Fransız donanmları, müttefikleri Rusya’ya yardım götürmek için İstanbul’u alarak Osmanlı Devleti’ni işgal etmek amacıyla Çanakkale Boğazını geçmek istemiş ve bu doğrultuda 19 Şubat 1915’de deniz harekatını başlatmıştı. Fevzi Paşa, Çanakkale savaşı sırasında 5.Kolordu Kumandanı olarak Kanlıdere ve Kerevizdere’deki bölgelerde başarılı savunma yapıp düşmanı püskürtmeyi başarmıştır. Conkbayırı ve Anafartalar’da taaruz deneyen düşman kuvvetleri Mustafa Kemal Paşa’nın üstün savunmaları sonucunda yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgiler ile İtilaf devletleri donanmaları Çanakkale Boğazı’ndan geçme fırsatı bulamadı.

          Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın rahatsızlanması sonucunda bu göreve vekalaten Fevzi Paşa getirildi. Mustafa Kemal Paşa ile Fevzi Paşa’nın güçlü donanmalara karşı verdikleri mücadele dünyada ses getirdiği gibi İtilaf Devletleri’ni yeni plan yapmak zorunda bırakmıştır.

          Fevzi Paşa, Çanakkale Savaşı’ndaki üstün başarıları ile 26 Eylül 1915’de Gümüş İmtiyaz madalyası ve 26 Aralık 1915’de Almanya tarafından İkinci Sınıf Demir Salip Nişahı ile ödüllendirildi. Fevzi Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli cephelerinden biri olan Çanakkale’de önemli başarılar kazandığı gibi Mustafa Kemal ile de tanıştı.

2.2.2. Kafkasya Cephesi

          Çanakkale Cephesinin büyük bir başarı ile kapanmasının ardından Fevzi Paşa, 19 Nisan 1916’da Doğu Cephesi 3.Mıntıka Komutanlığı görevine getirildi. Mustafa Kemal Paşa ise aynı ordunun 1. Mıntıkasında görev yapmaktaydı. Kafkasya cephesinde Rus ordularına karşı mücadele veren 3. Ordu, 1916 Şubat ayında Erzurum’un Rusların eline geçmesine engelleyememişti. Rusların eline geçen Erzurum, Trabzon, Bitlis, Bayburt ve Erzimcan illerinin geri alınabilmesi için Diyarbakır yöresine yığınak yapan 2. Ordu taaruza başladığı Ağustos ayından sonra 7 Eylül 1916’da Fevzi Paşa 2.Kafkas Kolordusu Komutanlığı görevine atandı. Kuvvetli Rus Orduları 2.Kafkas Kolordusu tarafından püskültüldü.Fevzi Paşa bu başarısından ötürü 21 Ekim 1916’da Alman Harp Madalyası, 3 Nisan 1917’de Avusturya-Macaristan İkinci Sınıf Meziyeti Askeriye Salip Nişanı ve 11 Kasım 1916’da Muharebe Altın İmtiyaz Madalyası ile 3 kez ayrı ödüllendirildi.

          Kafkasya cephesinin en önemli savaşlarından biri olan Sarıkamış Harekatı ise; Enver Paşa, Turancı ülküyü hayata geçirmek üzere Kafkasya’da 100 bin kişilik Rus ordusunu iki katı bir kuvvetle yenmek için yaptığı plan neticesinde gerçekleşmiştir. Türk ordusunun 19 Aralık 1914’de eksi 25 derece soğukta ve yoğun kar yağışı gibi zor şartlarda yapılan Sarıkamış taaruzuna başladı. Bu olumsuz hava şartları ile Enver Paşa’nın başarısız planı birleşmesi 60 bin askerin donarak ölmesine sebep oldu.  Harekâtın başarısızlıkla sonuçlanmasını takip eden günlerde Erzurum, cepheden dönen hasta, yaralı ve bitkin askerlerle dolmaya başladı. Tifüs, lekeli tifo ve hummayı racia salgını en yüksek devresini buldu. Sokaklar, ahırlar ve hanlar hayatını kaybeden askerlerle doldu.

          Fevzi Paşa, Sarıkamış harekatının kayıplarının çok olmasını soğuk havanın yanı sıra yaralanan askerlerin kötü hastane koşullarında tifüs, dizanteri, tifo gibi bulaşıcı hastalıklara da bağlamıştı. Fevzi Paşa, Sarıkamış harekatının yapılması konusundada bazı eleştirilerde bulunmuştur.

          Kafkas cephesinden gelen Rus saldırısını durdurarak Ruslar’ın İskenderun ve Basra körfezlerine inme planlarını başarısızlığa uğrattı. Arkasından, Kanal cephesinden saldıran İngilizler’i durdurmak üzere memleketin en buhranlı köşelerinden biri olan Filistin cephesine Mustafa Kemal’den boşalan Yedinci  Ordu kumandanlığına tayin edildi.

2.2.3 Suriye-Filistin Cephesi

          Fevzi Paşa, Birinci Dünya Savaşı’nda görev yaptığı son cephe Suriye Cephesidir. Bu cepheye 9 Ekim 1917’de Mustafa Kemal Paşa’nın yerine 7. Ordu Kumutanlığı görevine tayin edildi. Fevzi Paşa, Suriye’de İngilizlere karşı mücadele etmesi için gönderildi.

          Fevzi Paşa’nın bu cephedeki bazı faaliyetleri Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın dikkatini çekmiş, tepkisine yol açmıştır. Enver Paşa olayları yerinde görmek ve Fevzi Paşa’yı idam ettirmek üzere bölgeye gelmiştir. Ancak daha sonra olayları yerinde gören Enver Paşa, Fevzi Paşa’nın haksızlığını anlamış, suçsuzluğuna inanmıştı. Daha sonra bu olaylarda Alman Kumandan Von Kres’in suçluluğu anlaşılarak ve görevden alındı.

          Fevzi Paşa, 1917 ve 1918 yılındaki Filistin muharebelerinde İngiliz kuvvetlerini geri püskürterek durdurma başarısı gösterdi Fevzi Paşa bu başarılarından ötürü 28 Temmuz 1918’de Korgeneralliğe terfi etti. Ancak cephede yakalandığı amipli hastalığından ötürü görevini Mustafa Kemal Paşa’ya bırakarak İstanbul’a dönerek bu cephedeki görevini tamamladı.

2.2.3. 1919-1922 İstiklal Harbi

          Birinci Dünya Harbi’nin galip devletleri Mondros Ateşkes Antlaşması’na dayanarak, Hasta Adam olarak nitelendirdikleri Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan Anadolu’yu parçalayıp, bölümmeye ve stratejik yollara hakim olmaya başlamışlardı. Yabancı devletlerce, kışkırtılan ve desteklenen azınlıklar şiddet eylemlerine giriştiler. Devletin ve vatanın zor durumunun farkında olan Türk toplumu, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetlerini oluşturmuş bölgesel olarak savunma faaliyetleri başlatmıştı. Osmanlı Hükümeti ise işgalci devletleri gücendirmemeye çalışıyor ve kendi çıkarları çerçevesinde hareket ediyordu. Padişah ise, taç ve tahtını korumak için vatanın istikbalini gözardı ediyordu. Padişah ve Hükümet yetkilileri İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olup İngiltere himayesi isterken bazı sözde aydınlar Amerikan mandası istiyordu.

          Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilmesini sağlamaya çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya gönderilmesi, Damat Ferit Paşa’nın yerini koruması bakımından işine geldi ve 9’ncu Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal Paşa, geniş yetkiler ile 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın, İstanbul’dan ayrılmasından bir gün önce ise Yunanlılar İzmir’e çıktılar. Mustafa Kemal Paşa, başka Fevzi ve Cevat Paşalar ve diğer arkadaşlarının desteğini arkasına almıştır. 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali sırasında Cevat Paşa Malta’ya sürülmüş, Fevzi paşa ise kendi makam odasından İngiliz subayları tarafından tehdite maruz kalmıştır.

Fevzi Paşa’nın Yunanların İzmir çıkartmasında, karaya basacak Yunan askerine ateş edilmesi emrini vermiş, bu emir işgalci devletlerin büyük tepkisine neden olmuştur. İngilizler hükümete baskı yaparak Fevzi Paşa’yı azlettirdiler.Fevzi Paşa bu durumda İstanbul’da kalmasının yarardan çok zarar getireceğini düşünmüş 27 Nisan 1920’de Ankara’ya gelmiş, önce Kozan Milletvekilliğine, sonra Milli Savunma Bakanlığı’na ve Bakanlar Kurulu Başkan Vekilliği’ne seçilmiştir. 9 Kasım 1920’de de, Genelkurmay  Başkanı Albay İsmet Bey’in Batı Cephesi’nde görevlendirilmesi üzerine bir süre Genelkurmay Başkanlığı’na da vekalet etmiş; 5 Ağustos 1921’de de Milli Savunma Bakanlığı’ndan ayrılarak asaleten Genelkurmay Başkanı olmuştur.

2.2.3.1 İnönü Muharebeleri

      Fevzi Paşa bu muharebelerde önce Türk Ordusu’nun düzenli bir ordu haline getirilmesi için büyük çaba harcamış, haber alma faaliyetlerini hızlandırarak düşmanın kuvveti, taaruz istikametleri hakkında kısa sürede bilgiler elde etmiş, Batı Cephesinin cephane ihtiyacını kısmet sağlamış ve moral takviyesi yapmıştır.

2.2.3.2 Sakarya Meydan Muharebesi

          Fevzi Paşa, Başkomutanın yanında bir Genelkurmay Başkanından beklenenin çok üstünde çaba harcamış, siperden sipere koşarak Türk askerinin zafere inancı ve direnme gücünü arttırmıştır. 23 Ağustos 1921’de başlayan, 22 gün, 22 gece süren Yunan taaruzları bu sayede kırılmış ve 12 Eylül’de Sakarya batısına çekilmek zorunda bırakılmışlardı.

          Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Başkomutan Mustafa Kemal Meclis’te yaptıkları konuşmada Fevzi Paşa için: “Bu parlak muzafferiyetin amili olan zevatı huzur-u alinizde ve bu kürsüden büyük hürmet ve takdirat ile yadetmeyi bir vecibe-i vicdaniye addederim. Erkanı-ı Harbiye-i Umumiye Reisimiz Fevzi Paşa Hazretlerinin bu meydan muharebesinde ifa ettiği hizmet pek büyük sitayişlerle yadedilmeye sezadır. Pek muhterem, faziletli ve kıymetli olan bu zatıali muharebe meydanlarının hemen her noktasında gece ve gündüz hazır bulunmuş ve musib ve kıymetli tedbirleri mahallinde icap edenlere bildirmiş ve daima ferahlık verecek ve kuvve-i maneviyeyi yükseltecek öğütler vermiştir. Onun fevkalade hizmetleri şayan-ı takdir ve tahsindir” diyordu.

2.2.3.3. Büyük Taaruz ve Takip Harekatı (26 Ağustos – 9 Eylül 1922)

          Taaruz planının hazırlanmasında ve taaruzun icraasında Başkomutan’a yardımları; gelişen durumlara göre cepheden cepheye koşan Fevzi Paşa’yı, Mustafa Kemal Paşa 4 Ekim 1922 günü yapılan Büyük Millet Meclisi toplantısında şöyle değerlendiriyordu:

          “Ordumuzun kudreti, kabiliyeti ve hazırlık derecesi hakında güvenimiz tamdı. Fakat bir defa daha Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa Hazretleri ile cepheye gittik ve baştan sona kadar ordumuzu tekrar gözden geçirdik. Düşman mevzileri ve düşman ordusuda tetkik edildi. Bu son teftişimizin neticesi mevcut olan kanaat ve imanımızı kuvvetlendirdi. O, zaman kesin olarak taaruz hazırlığı için emir verdim.

          Efendileré Taaruz öteden beri Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa Hazretlerinin pek derin ilme vukufa, pek derin feyz ve tecrüelere dayanarak hazırladığı plan dahilinde vukubulacaktı. Bu plan dahilinde hazırlık emri verildikten sonra tabiatıyla maksatlarımızı gizmelekte fayda buluyorduk. Buna uygun olarak da Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi ile cepheden Ankara’ya ayrı ayrı döndük.”

2.3. Emekli Ediliş Süreci

          Mareşal Fevzi Çakmak, 22 yıl hiç ara vermeden sürdürdüğü Genelkurmay Başkanlığı görevinden, henüz İkinci Dünya Savaşı devam ederken, 12 Ocak 1944’de yaş haddinden dolayı emekliye ayrıldı. Mareşal, emekliye ayrıldığını yine aynı gün Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’den gelen bir telgraf üzerine öğrendi. Mareşal Fevzi Çakmak ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün arası bu emeklilik olayı yüzünden açıldı. Mareşal, İsmet İnönü’nün kendisine soğuk davrandığını sezinlediğini söylerken aralarndaki dargınlık konusunu şöyle değerlendirmiştir:

          “Artık bana, benim yardımıma ihtiyacı kalmamıştı. Onu tutan gazeteler kendisini memeleketi savaş dışında bırakmaya muvaffak olmuş büyük kahraman, Milli Şef diye göklere çıkarmakta dilbirliği ediyorlardı. Ama o, hakikati, bu işte benim oynamış olduğum rolü pek güzel biliyordu. İşte kendisine asıl rahatsızlık veren şeyin de bu olduğunu çok iyi anlıyordum. Kazanılmış olan başarıda bir ikinci ortağa tahammülü yoktu.”Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet İnönü’nün kendisine soğuk davranması üzerine kendisinin de İnönü’ye karşı çekingen bir tavır aldığını, hatta birlikte bulanacakları toplantılara bir bahane ile katılmayıp yardımcısı Asım Gündüz’ü gönderdiğini ifade etmiştir.

3. Fevzi Çakmak’ın Siyasi Yaşamı ve Ölümü


3.1. Fevzi  Paşa’nın Politakaya Atılması ve Demokrat Parti

          Mareşal Fevzi Çakmak, emekliye ayrıldıktan sonra politika ve siyasetten uzak duruş, evinde dinlenerek vakit geçirmiştir. 2. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile dünyada yaygınlaşan demokrasi hareketleri Türkiye’yi de etkisi altına almıştır. Cumhuriye Halk Partisi’nden başka parti oluşturma çabaları sonuç vermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek ayrılan, Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından 7 Temmuz 1946’da Demokrat Parti kuruldu.

          Demokrat Parti’nin kurulması ile canlanan Türk politika hayatında yeni rekabetler doğmuştur, partiler arası siyasi mücadeleler başlamıştır. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü adına Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Mareşal Fevzi Çakmak’ı evinde ziyaret ederek kendisine Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilliği teklif etmiştir. Mareşal, Cumhuriyet Halk Partisi ile birlikte çalışmak istemediğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Teklifin reddediliş nedenlerinden biri de İsmet İnönü ile aralarının açıklığıydı. Paşa, CHP’den gelen teklifi şöyle açıklar; “Bu teklifi elbette kabul edemezdim.Bunun başlıca nedeni bir defa politikaya girmek istemeyişm idi. İkincisi ise bunu kabul etmek İsmet Paşa’nın bir lütfunu kabul etmek demekti. Buna ise hiç ihtiyacım yoktu.”

          Bu dönemde Demokrat Parti hakkında komünistler tarafından idare edildiği dedikoduları yayılmaktaydı. Fevzi Paşa eğer bu partiye girerse Demokrat Parti bu suçlamalardan kurtulacaktı. Bunu sağlamak için bizzat Celal Bayar kendisi ile görüşerek partilerine şeref vermesini rica etti.Mareşal Fevzi Çakmak, bu teklifide reddetti ve siyasete atılmak istemediğini gösterdi. Celal Bayar, 21 Temmuz 1946 seçimleri için iyi bir çıkış yapmak ve İsmet İnönü’nün karşısına güçlü bir rakip çıkarmak istiyordu. Demokrat Parti, Fevzi Çakmak’ın milletvekili olması için imza kampanyası başlatmış ve ilk günde 3000 imza toplanmıp Mareşal’e halkın kendisini ne kadar desteklediği ve istediği ispatlanmıştı. Mareşal, halktan ve Demokrat Parti’den, milletvekili olması konusunda yapılan bu ısrarlardan sonra kendisine sunulan Demokrat Parti lisesinden bağımsız milletvekili olması konusunda yapılan teklifi uygun bularak, Demokrat Parti listelerinden bağımsız adaylığını koyarak 70 yaşında politikaya girmiştir.

          Bu dönemde Chp İle Ddemokrat Parti arasında bir çekişme meydana gelmiştir. Ancak Demokrat Parti, dönemin önemli isimlerini kadrosuna katarak adaylarını güçlü tutmuştur. Bu isimlerden birisi ise Mareşal Fevzi Çakmak’tır.Şüphesiz ki Mareşal’in siyasete girmesi Cumhuriyet Halk Partisi’ni endişendirmiştir. Çünkü Mareşal Fevzi Çakmak, Atatürk’ün yakın silah arkadaşı olmasının yanı sıra İstiklal Savaşı’nda oynadığı önemli rol, dindarlığı gibi sebepler ile memlekette büyük bir saygınlığa sahip bulunmaktaydı. Onu da kadrolarına katan Demokrat Parti, halkın da desteğini alarak sert bir seçim kampanyası yürütmüştü.

          24 Temmuz 1946’da 21 Temmuz seçimlerinin sonuçları açıklandı. Cumhuriyet Halk  Partisi 396, Demokrat Parti 62 milletvekili çıkarmış, 7 bağımsız milletvekili seçildi. Mareşal Fevzi Çakmak, bu seçimlerde İstanbul’dan aday olup 194833 toplam oy ile milletvekili seçilerek Demokrat Parti’den en çok oy alan milletvekili oldu. Demokrat parti adayı Fevzi Çakmak, İstanbul’dan ve  Kastamonu’dan parlamentoya girme hakkını elde etmiş, Tercihini İstanbul’dan yana kullanmıştır.

          Mecliste artık iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet partisi Demokrat Parti olmak üzere 2 parti bulunuyordu.Yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhuriyet Halk Partililer parti lideri olan İsmet İnönü’yü aday gösterirken, Demokrat Partililer kendilerine seçimlerde büyük oy kazandılar Mareşal Fevzi Çakmak’ı Cumhurbaşkanı adayı gösterdiler. Ancak, Cumhuriyet Halk Partililer mecliste çoğunluk olduğu için İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı seçilmişti.

          İstanbul Bağımsız Milletvekili Fevzi Çakmak, 26 Ağustos 1946’da TBMM’de yaptığı konuşma ile son seçimde sandıkların çalındığı, seçim zabıtlarının değiştirildiği ve seçimlere fesat karıştırılarak DP’ye verilen oyların çalındığını ifade etti. Mareşal, yurdun her yerinden bu duruma halkın itiraz ettiğini belirtirken milletvekillerine seslenerek milletin kayıtsız şartsız egemenliği için namusumuz üzerine and  içtik, bu haksızlığı bertaraf edelim çağrısında bulundu. Bu olaylardan ötürü Demokrat Parti ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında bir kutuplaşma meydana gelmiştir. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, iki parti arasında arabulucuk yapıp, görüşmelere başlamıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde, antlaşmazlığın çözümü için 12 Temmuz 1947 Beyannamesi olarak anılan bir beyanname imzalanmıştır.

          İmzalanan beyannamenin ardından Fevzi Çakmak, Demokrat Parti kurucularının eskisi kadar ona yakınlık göstermediğini düşünmüştür. Mareşal, Demokrat Partililerin kendisine soğuk davranmalarından ötürü üzüntü duymuş ve politikaya girdiği için duyduğu pişmanlığı Celal Bayar’a olan sitemini şöyle dile getirmiştir. “ Nasıl olmuşta Celal Bayar’ın sözlerine kanmış, politikaya girmeye razı olmuştum. Ben milletvekili olduktan sonra Büyük Millet Meclisinde bağımsız olarak kalacağımı umuyordum”demiştir.

3.2. Mareşal Fevzi Çakmak’ın Ölümü ve Cenazesi

          Fevzi Paşa Millet Partisi adına çeşitli yurt gezilerine çıkmış, yaptığı bu geziler esnasında yaşınında ilerlemiş olmasından ötürü çok yorulmuştu. Trakya gezisinde yakalandığı zatürre hastalığı uzun süre tedavi görmesine sebep olmuştur. Fevzi Paşa, politika hayatında sıkıntılar yaşamış ve bu sıkıntılarla verdiği mücadeler karşısında yorgunluğu daha da artmıştır.

          Fevzi Paşa, 10 Nisan 1950’de ikinci prostat ameliyatını yaptırmak üzere yatırılmış olduğu Teşvikiye Sağlıkevi’nde saat yedi buçuk sularında hayatını kaybetti. Mareşal’in ölümü aldından radyoların ilgisizliği büyük üzüntü ile karşılandı. Mareşal’in cenazesi 12 Nisan Çarşamba günü öğle namazına müteakip, Bayezit Camisi’nden askeri merasimle kaldırılıp, Eyüp’te ki aile mezarlığına defnedildi.Fakat Mareşal Fevzi Çakmak’ın ölümüne gereği gibi saygı gösterilmediğini düşünen üniversite gençliği ve onu seven halk Beyazıt Meydanı’nı doldurarak kılınan cenaze namazı ardından askeri töreninin yapılmasına fırsat vermeden cenazeyi sırtlarına alarak mareşalin naaşını Beyazıt Meydanı’ndan Eyüp Mezarlığı’na kadar sırtlarında taşıyarak götürmüşlerdi. 22 kilometrelik yol yedi buçuk saat içinde tamamlanmıştır.

          Türk ordusunun başında 22 yıl Genelkurmay Başkanlığı yapmış, büyük asker, Atatürk’ten sonra ikinci mareşal olan Fevzi Çakmak’ın halk tarafından askeri törene fırsat verilmeden defnedilmesi halkın ona olan sevgisini göstermekteydi. Mareşalin cenaze programı katılan kalabalık tarafından değiştirilmiş ve cenaze siyasi bir gösteriye dönüşmüştür. 200 bine yakın insanın oluşturduğu cenazeye aile bile yaklaşma fırsatı bulamamıştır.

SONUÇ

          Ulusal kurtuluş mücadelemizin en önemli askeri ve siyasi şahsiyetlerinden biri olan Mareşal Fevzi Çakmak askerlik yaşamına Osmanlı askeri olarak başlamıştır. İlk görevini yaptığı Balkanlarda devletin çöküşünün hızlandığının farkında olup bizzat yakından bu durumu gözlemlemiştir. Muhalif tavırları neticesinde yeri gelmiş görevden alınmıştır. İstanbul’un işgaliyle birlikte makamında göğsüne düşman süngüsü dayatılarak odasından dışarı atılmış, milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya geçmiştir. Atatürk’ün en önemli mesai arkadaşı olduğu gibi Kurtuluş Savaşı’nda etkin görevlerde bulunmuştur. Gösterdiği başarılardan ötürü Mareşal ünvanına layık görülmüştür. Paşa başta girmek istemediği politikaya ısrarlara dayanamayarak girmiş, ancak politika yaşamı sürecinde çok yıpranmıştır.

Bizi instagramdan takip edin! Tarih Uzmani